20 Mart 2009 Cuma

Yeni Osmanlılar ve İttihat ve Terakki (5)

Yeni Osmanlılar siyasi çıkarlarını yeni imparatorluğu kurtarma yolu olarak gösterdi. Osmanlı Devleti’ndeki çeşitli milletlerin parlamentoda elde edecekleri temsil hakkı ile ayrılma kararlarından vazgeçeceklerini düşünüyorlardı. İkinci olarak, padişahın sınırlanması belirli bir yumuşama, daha demokratik bir ortam yaratacaktı. Bu nedenle Yeni Osmanlılar meşrutiyet girişimlerinde bulundular. Burada tek eksik kalan nokta, Osmanlı’da bu sistemi götürecek olan sınıflara, sosyal yapıya sahip olunmamasıydı; demokrasiyi yaşatacak olan çekişmeci sınıfların olamaması. Mithat Paşa’nın sosyoloji bilmediği çok açık bir durum. Fransa ve İngiltere’de kralların başları kesilmiş, buna krallar yavaş yavaş alışmış ama sosyal düzenin çarkları çalışmaya başlamış. Mithat Paşa, “Padişah yetkilerini devretmeye yavaş yavaş alışacak.” Dediğinde aslında meşrutiyetin neden amaçsız bir deneme olduğunu göstermiştir.
İkinci neden, milletlerin temsil haklarının onlara verilmesi geç kalınmış bir çare. I. Meşrutiyet bir yıl sürmüş, 93 Harbi ile Osmanlı parlamentoyu dağıtmıştır. Ve bu savaşla birlikte o Osmanlı’nın içinde temsil hakkı verilecek bir yabancı unsur kalmamıştır. 1877 Osmanlı-Rus Savaşı birçok tarihçiye göre Osmanlı’nın asıl çöküş tarihidir. II. Meşrutiyet’e baktığımızda bu defa Jeun Türkler olarak İttihat ve Terakki ortaya çıkmıştır. 1908’de Türkçülüğün önem kazanması milletler mozaiğinin dağılmış olması ve kalanların sadece Türkler olmasından ötürü önem kazanmıştır. II. Meşrutiyet hareketi tabanının Türk milliyetçiliğinden alır.
1908 sultana karşı bir ihtilal sayılmalıdır. İhtilalci akımların güçlenmesi ekonomik çöküşten, sosyal yapıdan etkilenmiştir. İhtilalci akımlar ordunun içinden yetişmiştir çünkü yenilikçiliğe en açık olan, dışarıya dönük olan ordunun içindeki sınıftır. Modernleşmenin başını çekenler sivil ve askeri bürokratlardır. Padişahın iradesini ondan üstün bir irade ile sınırlamak isteyen bir sınıftır.
“Vatan Yahut Silistre”, tıpkı Fransa’da ya da başka ülkelerde olduğu gibi kültürel bir aktivite ile Osmanlı’da insanları sokaklara dökmüştür.
Selanik Osmanlı’nın en Avrupai yaşam tarzına sahip şehridir. Bunda Musevilerin rolü büyüktür. Museviler çok kuvvetli bir Osmanlıcıdırlar. Gelecekteki bir Yunan iradesindense Osmanlı iradesini tercih etmektedirler. Bu nedenle de İttihatçıları gerek açıktan gerekse de gizli bir şekilde desteklemişlerdir.
İttihat ve Terakki öncelikle Selanik’te daha sonra da Manastır’da gelişmiştir. Selanik daha uygar, batılı, medeni ve liberaldir; çünkü Selanik şehri bünyesinde yaşamaktadır. Şehir batılıdır ve ticaretle uğraşmaktadır. Sabetayist bir nüfus da vardır. Bu da İttihat ve Terakki’yi daha yumuşak bir yapıya sokmuştur. Manastırdakiler ise hayduttur. Militarist, gözü pek askerlerdir.
İttihat ve Terakkicilerin hepsi aynı zamanda masondur. Manastırdakiler Fransız Locasının etkisi altında ve daha radikal iken, Selaniktekiler ise İtalyan Locasının etkisi altındadır. 1908’den sonra Manastır’daki İttihat ve Terakki hakim olmuştur duruma.